Darbelerin sonu


15 Temmuz gecesi bütün ülke olarak Türkiye, tarihindeki en ilginç olaylar bütününe şahit olduk. Akılsız tekillikler, diğer akılsız tekillikler ile değişken bir bütünlük üzerine Mehdinin askerleri olarak var olmak sanrısı ile bir araya gelerek kalkışmayı başlattılar.

İlahi düzeni harekete geçireceklerine, ilahi nizamın çarklarını çalıştıracaklarına ve en tepede oturttukları tanrılarının arabasını çekmeye başlayacaklarına o kadar inandırılmışlardı ki bu kalkışmaya abdest alarak başlayanları vardı aralarında.

 Bu darbe girişimi ilk defa bir darbe girişiminde doğrudan sivil halkı ve TBMM’yi hedef alan saldırıları bünyesinde barındırdı. Topyekûn bir hareket değil, emir komuta zinciri dışında işleyen bir cunta hareketi olarak ortaya çıktı. Kendine özgü bir kalkışmaydı bu çünkü devletin içerisinde devlete paralel olarak yapılanmış dini maskeli bir örgüt tarafından organize edildiği çok aşikârdı.

Bu ülke bütünlüğümüze yönelik ve dış bağlantılı darbe kalkışmasının zaman içerisinde disiplinler arası tartışmalara konu olacağı çok aşikâr.

Bu darbe girişiminin niteliği, niçin ve nasıl yapıldığı, bu noktaya nasıl gelindiği, kimin yaptığı, yapanların nasıl bir zihni yapısı olduğu, başarısızlık sebepleri, zamanlaması ve sonuçlarının ne olduğu giderek daha net bir hal alıyor. Yaşananlar binlerce kilometre uzakta cereyan etmedi bu coğrafyaya ilişkin. Tarih sahnesinde zaman zaman yaşanmış bunun gibi meseleleri bir menkıbe olarak okuyan bizler için yaşananlar gerçekti ve bizzat tecrübe edilen bir acıya dönüşmüştü.

Zihnen hasarlı ve dağınık ama makineleşmiş bir algı ile mehdi beklentisi ile darbeye kalkışanlara, kalkışmaya yönelik ana kadar sessiz bir anarşiyi içlerinde barındıranları artık görebiliyorduk. Zira görünür olmuşlardı bunda da bir hikmet aranmalıydı.

Onlara düşman olarak temas edebiliyorduk.

Tahrif edilmiş din anlayışının beslediği, uluslararası bir organizasyonun toplumsal yaşamda hâkimiyet kurdurduğu, esaretin, menfaatperestliğin, akılsızlığın birleşimiyle oluşan teokratik bir gerçek ile yüzleşiyorduk.

Mehdi olduğuna inandığı bir sahte kurtarıcı için yanıp tutuşanların, halkını ateşlere atmayı ibadet zannedenlerin vahşiliğine şahit olduk.

Hizmet hareketinin tekinsiz, sinsi, propagandist beyin yıkama faaliyetlerinin sonucu gözünü kan bürümüş olanların maskesiz yüzlerini gördük.

Sadece bir gecede, binlerce gecenin sinsi zalimliğinin ne denli korkutucu boyutlara ulaşabileceğini görüp hayretler içinde kaldık.

Amaçları Türkiye’yi kendi küresel planları doğrultusunda kullanılabilir kuklalar ile idare edip tam bir müstemleke devlet haline getirmek tabii ki.

Ne acıdır ki 12 Eylül darbesi ve 15 Temmuz darbe kalkışması “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” tekrarı ile gündemimize girdi. Askeri ihtilaller demokrasiyi sekteye uğratan hareketler ama her seferinde de kendi anayasalarını kendi idarelerini nizamlarını harekete geçirerek insanımızı gençlerimizi düşünemez algılayamaz kendi değerlerinden kopup sadece küresel sömürü düzeninin değerlerine değer veren kitleler haline dönüştürmek isterler. Tarih sahnesinde bunlara şahit olduk.

15 Temmuz darbe kalkışması asla öncekilerle kıyaslanmayacak kadar hem kanlı bir kalkışma olarak, hem de ülke bütünlüğümüze, hayat hakkımıza yönelik bir kalkışma olarak tarih sahnesindeki yerini aldı.

12 Eylülden sonra bir ülkenin gençliği düşünemez hale getirildi. 12 Eylül ile ülkenin bütün gençliğinin zihni yapısı linç edildi aslında. Ne acıdır ki 15 Temmuz başarılı olsa idi o takdirde 12 Eylül darbesinden çok daha korkunç olarak ülkemiz elden gidecekti. Küresel üst akıl ve onun taşeronu durumundaki FETÖ terör örgütü 15 Temmuz darbe kalkışması ile kadim Anadolu toprağımda vatanımızı, bayrağımızı, yaşam hakkımızı elimizden alacaktı.

15 Temmuz’da 12 Eylül darbesinden farklı olarak yiğit bir oluş ortaya konuldu. Hiçbir gücün durduramayacağı bir halk direnişi ortaya konuldu.

Herhangi birçokluk değildi bu birliktelik, kendi yaşam varlığına kast etmiş bir organizasyonun bir oluşumun karşısında önceki darbelerden tamamen farklı bir ruh iklimi içerisinde teklerden oluşan ama milyonlara dönüşen bir kahramanlık destanı olarak tarihe geçti.

15 Temmuz darbe kalkışması diğerlerinden çok daha öte, çok daha farklı bir durumdu. Bu küreseldi, bu hem iç, hem dış birliktelikliydi ve birbirinden ayırt edilemeyecek kadar organizeliydi. Bu nedenle belki de darbe ve esaret sonuçlu bu kalkışma her fert için aynı görünmez kapıyı araladı, ortak ışığı ve bilinci içeriye aldı. Görünür kıldı. Her bir ferdin kadim ruh ve kültür kodlarından öte ama özdeş bir oluşuma dönüştü. Yaşandı ve yaşatıldı. 15 Temmuz FETÖ’nün ortaya koymaya çalıştığı bu darbe bütün dünyaya örnek alınacak bir kahramanlık destanı ile geri püskürtüldü.

Dersler çıkaracağız, her şeyi tekrar gözden geçireceğiz. Hatalarımızı göreceğiz ve bir daha bu acının yaşanmaması için uyanık olacağız ve birlik ve beraberliğimizi her şeyin üzerinde tutacağız ki bir daha böyle bir kahpelik ile karşı karşıya kalmayalım…



“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder

Facebook'da Beğen