Biz güzel insanlarız


Bir sır var aramızda kâri. Ne senin ne de benim tam manasıyla bilemediğimiz bir sır. Hani belki söylense kaybolacak bir şey, aşk gibi, muhabbet gibi, dert gibi bir şey. İnsanın birbirini sevmesi için ve hatta kardeş olması için illa ki ruberu tanıması mı gerekir ki birini? Hiç görmeden, bilmeden, tanımadan da kardeş olanlar yok mudur âlemde? Hani Hasan-ı Basri’nin “öyle çok kardeşim var ki benim anamdan doğmayan ve babamdan olmayan” dediği gibi kardeş olamaz mıyız bizde? Kanaatimce aramızdaki sır budur kâri. Söylesek kaybolacak, görüşsek unutulacak, kusurlanacak, noksan kalacak bir sır.

Biz güzel insanlarız kâri. Dünyanın son deminde gelivermişiz dünyaya, yaşamak denen sırrı henüz dahi çözememişiz biz. Sayıklar gibi söylediklerimiz, yarım kalmış sözlerimiz, hep buğulu gözlerimiz var bizim. Özlediklerimiz var özlemeyi unutanlara inat ve beklediklerimiz var. Hem söyleyeceklerimiz var dünyaya. Öyle çok söyleyeceklerimiz var ki aslında. Lakin söylemek için evvela kırmak gerek lisan duvarını ve bir an olsa dahi tereddütsüz hayal etmek gerek. Bizi susturanlara inat konuşmak, küstürtenlere inat barışmak, set kuranlara inat seti kırıp aşmak gerek. Lakin en ziyade hayal gerek kâri. Bir hayale inanmak gerek. Ya da belki ve sadece inanmak gerek.

Misal ki bir hayal uğrunda geçirmek için ömrü bu dünya gailesine katlananlarız biz. Dünya bizim için dardır, biliyor musun? Zira dünya insanın hayali kadardır. Bizim hayalimizi almaz bu âlem. Ecdattan tevarüstür bu meleke bize. Hayal eder, hayaline inanır, yapamasa da olmasa da o yolda ömür tüketir biz gibiler. Hani demiş ya bir vakitler hakkı bilen erler; atının gidebildiği her yer senindir diye. Hoş ne at kaldı şimdi ne pusat. Hayallerimizi bir kâğıt parçasına, bir batı hülyasına, bir kör adam rüyasına satalım istediler de bir vakit inanır gibi olduk biz de onlara. Lakin şimdi tam vaktidir kâri. O kara kâbustan uyanmanın tam vaktidir. Yeniden inanma vaktidir şimdi hayallere, ecdadın duasına “âmin” deme vaktidir şimdi. Türkistan’dan Bosna’ya değin, Kırım’dan Mısıra değin, Kudüs’ten Viyana’ya değin söylenmiş bir türküyü yeniden dillendirme vaktidir. Kardeş olmayı beceremiyorsak da şayet kardeş olanları tekrar yâd etme vaktidir. Anlıyorsun ne demek istediğimi biliyorum. Zira hepsini anlatamıyorum ben ve biliyorum gönül kaleme düşmüyor, gönlümdeki her kelam bir kelime olamıyor. Ama sen anlıyorsun.

Biz güzel insanlarız kâri, biz güzel insanların soyundanız. Zulme yalın kılıç koşanların, mazlumun elinden tutanların, nifak zincirini orta yerinden kıranların ve ayrılığı, gayrılığı unutturanların soyundan. Sonra her nerede doğmuş olur olsun, her kimden doğmuş olur olsun, rengi, soyu, dili ve hatta dini ne olur olsun insandır diye inanıp da insanı yaşatanların soyundanız. Gelecek güzel olacak diyorlar. El- hak ben de inanıyorum. Zira ümit her vakit var. Lakin inandığım bir başka şey de şu ki; gelecek güzel olsa dahi maziden daha güzel olmayacak. En fazla o kadar, onun kadar ve onlar kadar güzel olacak.

Cânım kâri, ayağına taş değmesin, gönlün yabanda eğleşmesin, dilin nabekârla söyleşmesin… Zira güzel insana güzel dost gerek. Herkes kendi cinsiyle dost olur.

Hoş olsun gönlün, bizim Dostumuz güzeldir...

 

 



“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder

Facebook'da Beğen