Öldürenden değil, alkışlayandan korkmak


Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bir amfi...

Muhtemelen DHKP-C sempatizanı bir kız kürsüyü işgal ediyor. Salondakileri “Gerici” diye itham ettiği birileriyle mücadeleye çağırıyor. 15 Temmuz FETÖ bildirisinde olduğu gibi araya laikliğe, özgürlüğe atıf yapan birkaç tuzak kelime de yerleştiriyor. Buraya kadar bilmediğimiz bir şey yok. Örgütlerin hangi metotlarla beyin yıkadığını ve bu çocukları nasıl kullandığını biliyoruz. “Reina” saldırısından sonra peş peşe benzer şeyler yapıldı. Hatta sosyal olduğu iddia edilen medyanın her tarafı benzer tuzaklarla doldurulmuştu.

Sokaktaki herkes simitçiden işçisine, öğretmenden profesöre kadar şunun bilincinde; Türkiye bir hibrit savaş olan vekalet savaşının merkezindedir. Batı-Haçlı koalisyonu tarafından kiralanan terör örgütlerince vurulmaktadır. Hedeflere ve eylemlere baktığımızda amaçlarının kaos ve iç savaş çıkarmak olduğunu görüyoruz. En kötüsünden bazıları bu durumdan iktidarı suçlasa da provokasyona gelmiyorlar. Oyunu bozan bu milletin sağduyusudur. Millet olma bilincidir. Son zamanlarda bu işe içerden soyunan azınlığın çok çıkan sesleri de toplumda karşılığını bulmuyor. Hedefin ayırt etmeden hepimiz olduğunun farkındayız. Şehitlerimizi görüyoruz. Kürt şehitlerimizi, Alevi şehitlerimizi ve onlara dua eden milyonlarca Türk, Sünni görüyoruz... Kim ne derse desin, gerçek fotoğraf budur.

Tam buradan yazının girişine tekrar dönelim. O provokatör kürsüde konuşmasını bitirince salondan alkış sesleri geliyor. Tıp fakültesi öğrencileri bu her tarafı leş gibi provokasyon kokan konuşmayı alkışlıyor. Sanki fanus içinde dışarda olup biteni görüyor ama duymuyorlar. Sanki başka bir gezegendenler. Herkesin idrak ettiğini onlar etmemişler.

Kamerayı bu öğrencilere zumlamayı düşünüyorum. Basit bir analiz yapalım. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandıklarına göre bunlar lisedeki çalışkan, başarılı çocuklar. Başarı derken eğitimden bahsetmiyorum. Soruları çözen çocuklar. Hatta soruları en hızlı çözen çocuklar. Yani her şeylerinden feragat edip gece gündüz test çözen çocuklar. Hatta bu süreçte hayata topluma yabancılaşmış çocuklar. Yorum yapmayan, sadece seçenek sunulursa birini işaretlemeyi bilen çocuklar. Bu alkış, o provokatörün ilk yaldızlı cümlelerinden etkilenip, sorunun devamını okumadan işaretlemek gibi bir şey mi diye düşünmeden edemiyorum.

Burada hiçbir şeyi gereğinden fazla masumlaştırmak istemiyorum. Sadece her şey bu kadar açık, aleniyken her şeye nasıl bu kadar sağır ve kör olunur? Anlamaya çalışıyorum. Bu toplumun, bu milletin bir ferdi olarak genetik kodlarım söz konusu vatansa, inancımsa her şeyi göze alabilme üzerine kuruludur. Toprağın eğer uğrunda ölen varsa vatan olabileceği bilinciyle büyüdük. Onun için ne saldırabilecek düşman orduları, ne FETÖ, ne PKK, ne DAEŞ konusunda tereddüdümüz ve korkumuz vardır.

Kasıtlı olan düşmana karşı hattı ve sathı koruma konusunda geçmiş tecrübemiz ortadadır. Bundan dolayıdır ki, küresel efendiler, kandırılmış, beyni devşirilmiş çocuklarımızı bizim karşımıza çıkarma gayretine düşmüşlerdir. 1970’lerden beri stratejileri hep bu yönde olmuştur. O zaman geleceğimiz için milletin bağışıklık sistemini güçlendirmemiz lazım. Şüphesiz ki bunun yeri eğitim öğretimdir. Bu sadece okullarla, öğretmenlerle, eğitim sistemiyle çözülecek bir sorun değildir. Başta anne babalar olmak üzere yeniden düşünmemiz gerekecektir. Çocuk yetiştirirken tercih ve beklentilerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz. O zaman belki bazı derslerin matematikten daha önemli olduğuna karar verirsiniz. Sadece bütün soruları bilen, iyi okullara girmiş, mezun olunca statü ve para kazanan çocuklar mı, yoksa anne babasına, ülkesine, değerlerine sahip çıkan, tuzaklara düşmeyecek, ecdadının iyi hasletleriyle donanmış iyi insanlar mı yetiştirmek istediğimize dair samimi sorularımız, samimi eylemlerimiz olmalıdır. Bu iki soru birbirinin karşıtı değildir. Ama önceliğimiz geleceğin eğitim politikalarını belirleyecektir.

Hiç düşündünüz mü?... Anne babalar içindeki bu yarıştırma hırsı ve beklenti eğitim üzerinde büyük baskı oluşturmaktadır. En tepedeki eğitim politikalarını belirleyici de, sınıftaki öğretmen de bundan etkilenmektedir. Sözün özü; çocuklarımız çalışsınlar, en iyi okulları kazansınlar ama bu çalışma ve akla idrak de eklensin. Mesela teröre bilmeden destek olmasınlar. Mesela bilmeden kendi katillerini alkışlamasınlar.



“Küfür, hakaret, rencide edici ve büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmayacaktır."

 
 
Gönder

Facebook'da Beğen