Sana, bana değil; bize saldırıyorlar


İnsanoğlu farklı farklı kâri. Başka başka... Her birimiz böyleyiz. Yaratılışımız bu. İstesek ve istemesek de kabul etsek ve etmesek de böyleyiz. Aynı yerde duruyor olsak da aynı yere bakıyor olsak da aynı şeyi görmüyor, gördüğümüzü aynı anlamıyor ve anladığımızı aynı şekilde anlatmıyoruz. Buna mecbur da değiliz esasen. Yani aynı olmak zorunda değiliz, aynı yere bakmak ve aynı şeyleri görmek gibi bir mecburiyetimiz yok. Mecbur olduğumuz şey birlikte olmak, beraber olmak... Zira yaşayışımız, anlayışımız, bakışımız farklı olsa da aynı toprağa vatan diyoruz ya madem o vakit yan yana duracağımız bir sebep hatta çok büyük bir sebep var demektir. Demem o ki yan yana durmaz ve beraber olmazsak duracağımız bir yer bile olmayacak. Bırakmayacaklar.

Kanaatim o ki her ne varsa bizi ayrıştıran, ayıran, başkalaştıran, bunların hepsini bir kenara bırakmak zorundayız. Buna mecburuz. Hep beraber ve hep birlikte dur demek zorundayız bizi sen ben kavgasına sokanlara. Bizi ayrıl davasında taraf yapanlara ses çıkarmalıyız ve inanmamalı, kabul etmemeli, oyun kuranların oyunlarını bozmalıyız.

Ayrıştıran, dışlayan, ötekileştiren her ne varsa ve kim söylüyor, kim yapıyor kim buna çanak tutuyorsa o dahi ihanet içindedir. Bilsin ya da bilmesin, istesin ya da istemesin apaçık vatana da millete de ihanet ediyordur ve ediyorlar görüyorsun. Bilmem hangi kuyruk acısına, hangi hırsın sancısına tutulmuş olanlar kör olmuş gözleriyle düşman bellediklerimiz gitsin de başka da kaybedilirse edilsin, neyimiz elden giderse gitsin diye kıvranıyorlar. Ulan vatan gidiyor vatan... Saldırdıkları şey sen ben değiliz onlar bize kast ediyorlar. Bizi öldürmek, beraberliği bitirmek, kardeşlik ağacının kökünü sökmek istiyorlar. E tabi bütün bunlara çanak tutanlar da yok değil. Var ve çok fazla. Açık söylemek lazım, hangi mahalleden olursa olsun halen dahi sen ben kavgasında olan her kim varsa o da apaçık ihanet denen pisliğin içindedir. Onun için itibar etmemek gerekir.

Her vakit olduğundan çok daha fazla sarılmalıyız şimdi birbirimize. Neye inanıyor, kimin yanında dürüyor, hangi dünyanın adamı, hangi siyasi düşüncede, nasıl giyiniyor, nasıl yaşıyor diye düşünmenin vakti de değil ve zaten gereği de yok. Onlar seni benden ayırmak, bizi bizle vurmak istiyorlar. Ama başaramayacaklar, başarmalarına izin vermeyecek ve susmayacağız.

Daha evvel şöyle söylemiştim sana kâri ve yine aynını söylüyorum.

Sükût denen halin efsunlu bir hal olduğuna inanmışımdır hep. O efsunu bilenlerin ve bu hali yaşayabilenlerin de güzel insanlar olduğuna kanaatim tam benim. Zira “Susan kazanır” fehvasınca sükût ehlinin her vakit galip geldiği bence hakikattir. Sureten öyle görünmese bile hakikaten öyledir. Bazı vakitler en anlamlı tepkidir susmak. Onlarca kelime dizmekten satırlara ya da onlarca cümle sarf etmekten çok daha fazla manası vardır. Hem bence çoğu vakit, anlatmamış olmak hiç anlaşılmamış olmaktan evladır. Sükût ederek değişenler ve değiştirenler vardır her şeyi. Lakin bazı vakitler susmak çekip gitmektir.  Susmak terk etmektir. Ve hatta susmak bazen ihanet etmektir.

Onun için vatan derdiyle yanan her kim varsa söyleyecek sözleri olmalı. Susmamalı bu hakikatin ateşiyle yananlar. Diğerleri mi? Onlar en azından ses çıkarmasınlar. İlahi düsturda da olduğu gibi; ya hayır söylesinler ya sussunlar...

 



Facebook'da Beğen